13 Eylül 2010 Pazartesi

Düzeltme ve Özür

Sevgili dostumuz Burak Tezcan'ın uyarısıyla bir düzeltme yapmak şart olmuştur. Bir önceki yazıda "Bu arada Türkiye A Milli Takımları'ndan herhangi biri takım sporlarında daha önce final oynamamıştı. Bu uğurda da başarıdır." yazmıştım. Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bu yanlış bilgi Burak Tezcan tarafından düzeltilmiştir. Türkiye A Milli Plaj Hentbol Kadın ve Erkek takımları finale kalmışlar. Doğru bilgi için Burak Tezcan'a teşekkür ediyor, yanlış bilgi için tüm okuyanlardan özür diliyorum. (Not: Bilerek kadın yazdım)

İlgili bilgiler:

12 Eylül 2010 Pazar

Bitti...




Referandum bitti, Dünya Basketbol Şampiyonası bitti... aşağıda gördüğünüz Black Label ve köpüklü şarabımız da bitti... Oh be! Oh beeeeee!!!!

Tekrar insan gibi yaşamaya dönelim.
Nasıl bir bayramdı anlamadım. bir büyüğümün elini öpemeden, kafama kolonya dökemeden, bir tanecik şeker yiyemeden bitti her şey...

Buradan yakında ve yakımda emeği geçen Doruk Engin ve Ömer Murat'a teşekkür ediyorum. Bir an olsun yakınımdan ayrılmadılar, hayatımızın 5 gününü beraberce yaktık...

Referandum sonucunda bir çok kimse mutlu olamadı. Elbette demokrasilerde herkesi mutlu etmek mümkün değildir. Bundan sonra yapılması gereken metanetle karşılama ve karşı çıktığınız ya da savunduğunuz düşüncelerin altını kuvvetli argümanlarla doldurarak sesinizi duyurmaya devam etmeye çalışmaktır. En azından ben öyle yapacağım.

Sonuçta hepiniz apolitik olmadığınızı aylardır sosyal paylaşım ağlarından yaptığınız propaganda ile kanıtladınız. Demek ki söyleyecek bir çok şeyiniz vardır, olmalıdır, olacaktır. Bu uğurda sizlere tek bir sözü hatırlatarak seviyeyi yükseltmeyi hedefliyorum...
Voltaire tartışma esnasında karşısındakine söyler bu sözü;
"Söylediklerinizi onaylamıyorum ama bunu söyleme hürriyetinizi ölene kadar savunacağım"

Bunu aklımızdan çıkartmadan saygılı ve seviyeli bir biçimde, yani o her iki tarafında diline pelesenk olmuş "demokrasi" bağlamında konuşmaya devam edersek daha güzel bir yerlere varabileceğimize eminim...

Çok basit bir şeyi hatırlatmakta fayda var. Bu ülkede bundan sonra da seçimler yapılacak ve sizlerin seçme ve seçilme hakkınız baki kalacak. Bugün bu kanallardan yaptığınız gibi yine propaganda yapmak, sesinizi duyurmak ve kamuoyu oluşturma hakkınız da mevcuttur, ama bunu seviyeli bir biçimde yaptığınız zaman dünya daha yaşanılası bir yer alacaktır.

Hiç kimsenin karşıt düşüncedeki bir insana "Salak" deme hakkı yoktur, olmamalıdır, olamaz... Yapmayı düşündüğünüz ya da yaptığınız bu şey size hiç bir şey kazandıramaz.

Kimliğinizi ya da düşüncelerinizi bir kenara bırakmadan şunu kabul etmeniz lazım.
Siz bir insansınız. İnsanın en önemli özelliği bilinçli olmasıdır. Bu bilincinizin size verdiği yetkiyi kullanarak önce diline, dinine, ırkına, düşüncesine, teninin rengine bakmaksızın bütün insanlara saygı duymak, onların yaşama hakkını savunmak zorundasınız. Aynı saygıyı tüm canlılara, hayvanlara ve bitkilere de duymalısınız. Bu sizin en önemli insani özelliğinizdir. Bunu yapmak, bu eğilimde davranmak zorundasınızdır. İnsan olmanın gerekliliği budur.

Eğer beğenmediğiniz bir düşünce sistemi ya da bir sisteme inanmış bir insan varsa amacınız onu yenmek değil, ona, sizin için yanlış olanı anlatmak olmalıdır. Belki de onu düşüncelerinden vazgeçirebilirsiniz. Kim bilir belki o sizi vazgeçirecek, beğenmediğiniz düşünce sisteminin ondan daha büyük bir savunucusu olacaksınızdır.

Şimdi de basketbol...
Yukarıda söylediklerimin hepsini yutup "Kevin Durant adam değilsin" desem ne olur sanki... Biliyor musunuz; maç esnasında kapı çaldı, gittim açtım, karşımda Kevin Durant. "Abi çok özür dilerim, geçebilir miyim bahçeye doğru, 24 saniye süremin dolmasına 4 saniye kaldı" dedi. Bahçeye çıktı ve bizim şaşkın bakışlarımızın arasında topu fırlattı. bir kaç dakika sonra televizyonda basket oldu. Cihangir'den Ataköy'e. Yuh Kevin Durant YUH!

Her ne olursa olsun Türkiye A Milli Basketbol Takımı tarihinde ilk defa final oynadı ve bize basketbolu bir kere daha sevdirdi. Umarım finale kadar izleyiciyi gerek ekran başında gerekse salonda tutan Milliler basketbolun gelişimine katkıda bulunmuşlardır.

Bu arada Türkiye A Milli Takımları'ndan herhangi biri takım sporlarında daha önce final oynamamıştı. Bu uğurda da başarıdır.

Ve maçın ardından madalya töreninde Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan'ı yuhalayan Sinan Erdem'de bulunabilme şansına haiz kimi seyirciler. Lütfen bu yazıyı baştan bir kere daha okuyun...

Kimseye bir şey öğretmek, kimseye ahkam kesmek hedefinde değilim. Ben ateş olsam cürümüm kadar bile yer yakamam, ortamda nem çok be çoktan çürümüşümdür.
Ben bugün böyle düşündüğüm için bu yazıyı kaleme aldım. Hafta benim için böyle bitmişti, yeni hafta benim için böyle başladı. Son söz...

Kevin Durant, kapıyı kapatsaydın bari giderken, ceryan yaptı sabaha kadar, tırık olmuşuz...

Düzeltme ve özür: Sevgili dostumuz Burak Tezcan'In uyarısıyla bir düzeltme yapmak şart olmuştur. Yukarıda "Bu arada Türkiye A Milli Takımları'ndan herhangi biri takım sporlarında daha önce final oynamamıştı. Bu uğurda da başarıdır." yazmıştım. Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bu yanlış bilgi Burak Tezcan tarafından düzeltilmiştir. Türkiye A Milli Plaj Hentbol Kadın ve Erkek takımları finale kalmışlar. Doğru bilgi için Burak Tezcan'a teşekkür ediyor, yanlış bilgi için tüm okuyanlardan özür diliyorum. (Not: Bilerek kadın yazdım)

FIBA 2010 Finali



Akşama hazırız...

7 Eylül 2010 Salı

O Şimdi Ne Düşünüyor

Sanılacağın aksine Zülfü Livaneli tandanslı değil bu girdi. Kendisinden pek haz etmem, bana sıkıcı, sakil gelir Zülfü Livaneli. Bono ile sahne almış olmaları ise tencere kapak ilişkisine güzel bir örnek olabilir. Dolayısıyla aşağıdaki şiiri şarkılaştırmış Livaneli ile ilgili değil bu. Ben gerçekten birinin ne düşündüğünü merak ediyorum. Hem tencere kapak ilişkisi hem de U2 Konseri başka bir yazının konusu olsun şimdi şu şiiri okuyalım. Keşke Livaneli Nazım Hikmet'i hiç tanımamış olsaymış.


 


O şimdi ne yapıyor
         şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
– hey gülüm,
            beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. –

O şimdi ne yapıyor,
    şu anda, şimdi, şimdi?

Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
                                             okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir,
– her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
                                                            sevgili, canımın içi ayaklar!.. –
Ve ne düşünüyor
           beni mi?
Yoksa
         ne bileyim
       fasulyenin neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut insanların çoğunun
     neden böyle bedbaht olduğunu mu?

O şimdi ne düşünüyor,
                          şu anda, şimdi, şimdi?


 

23 Eylül 1945 N. Hikmet

6 Eylül 2010 Pazartesi

Hafta Sonları


Işıl ışıldır normalde.

1 numaralı seçenek

Cuma işten çıkıp bir etkinliğe dahil olunur, cumartesi etkinlik devam ettirilir, cumartesi gecesi daha bir ateşli geçer, Pazar sabahları ise tüm hafta sonunun kritiği, güzel kahvaltı, dinlendirici ve detoks etkisi yaratacak yiyecek ve içecekler eşliğinde yapılır.

2 numaralı seçenek

Cuma akşamı ya da cumartesi sabahından civar köy ya da kasabalara gezmeye gidilir…

3 numaralı seçenek

Cuma akşamı maçları izlenir, ertesinde etkinliğe gidilir. Cumartesi sabah etkinliğe devam edilir, cumartesi gecesi maçları izlenir, maç ertesinde etkinliğe gidilir… Pazar sabahı kritik, güzel kahvaltı falan filan… Pazar gecesi maçları izlenir, bira ve abur cuburdan bozulmuş mide pazartesi sabahı maçların kritiği yapılırken düzeltilmeye çalışılır…

4 numaralı seçenek

Cuma akşamı yatılır, cumartesi yatılır, Pazar yatılır, pazartesi şişmiş gözlerle işe gelinir, çarşambanın gelişi iple çekilir.

5 numaralı seçenek (kamikaze opsiyon)

Cuma akşamı torbacı ile buluşulur, keyif verici madde temin edilir. Cuma akşamı, cumartesi sabahı, cumartesi akşamı, pazar sabahı keyif verici maddeler tüketilir. Pazar akşamından pazartesi sabahına kadar vücut dinlendirilir. Pazartesi iş yerinde "Hafta sonu ne yaptın?" diye soranlara "Offf! Acayipti." cevabı verilir. "Tamam ama ne yaptın" "Offf! Ne sen sor ne ben…hatırlamıyorum"

6 numaralı seçenek (muhafazakar opsiyon)

Cuma akşamı akşam namazı sonrası eve gelinir, tefekküre devam edilir. Cumartesi sabahı hatim indirilir, cumartesi akşamı camiden gelinince Nihat Hatipoğlu dinlenir. Pazar sabahı bir hatim daha, kabristan ziyareti, ertesinde kaza namazlarının kılınması, Pazar akşamı bin tövbe sonrası yatağa girilir.

Şimdilerde hangi seçeneği seçersem seçeyim mutlu olmuyorum. Hafta sonlarını sevmiyorum nedense… Gören de çalışma hayatını seviyorum zannedecek. Görece işimi seviyorum ama hafta sonları eskiden daha zevkliydi. Neyi arıyorum bilmiyorum…

5 Eylül 2010 Pazar

Kağıdı Nasıl Katlayalım?


İsterseniz uçak yapıp zarfa koyun bir şey fark etmeyecek. O "EVET" ve "HAYIR" arasındaki çizgiden bağımsız bir yere bastığınız zaman oylarınız geçerli olacaktır.

"Hayır'a bastıktan sonra kağıdı dışarı doğru katlarsanız mühür bulaşmayacak ve oyunuz geçersiz kılınmayacak" diyenler var…

Bakın canım arkadaşım. Mührü bastıktan sonra kağıdı içe doğru katlarsanız mühür "EVET" kısmına bulaşır bu doğru. Ama fizik kanunları uyarınca bu ters olacaktır. Yani orada "Ǝvɘt" yazacaktır. Sizin oyunuz "Evet" olarak belirecek ve oyunuz geçerli olacaktır.

Tüm paranoyaklara saygılarımla…

2 Eylül 2010 Perşembe

Playing For Change

Bizde Doğa İçin Çal adıyla yapılan bir sürü müzisyene bir şarkı çaldırıp onu kurgulayıp güzel sonuçlar alıyor, alttan da vermek istediğiniz mesajı veriyorsunuz bu projede. Şimdilerde sosyal paylaşım ağlarında Doğa için Çal 2 dönüyor; Gidiyorum Gündüz Gece...

Bunun çıkış noktası olan Playing for Change'den bahsedelim ama... Burada daha çok sokak müziği yapanlar kullanılıyor bu tarz bir kurgu yapılırken... ben şeyetmeyeyim, izleteyim... lakin ki sözler kifayetsiz kalabilir.